RUCE D.PERRY’İN “KÖPEK GİBİ BÜYÜTÜLMÜŞ ÇOCUK” KİTABI MERKEZİNDE ÇOCUKLUK TRAVMALARI, İHMAL VE İNSAN BEYNİ-2

“Ten Açlığı” bölümünde, Laura’nın hiçbir fiziksel problemi olmadığı halde büyümemektedir. Haftalardır burnuna sokulmuş bir tüp aracılığıyla yüksek kalorili bir diyetle beslendiği halde kilo alamamaktadır. Yapılan sayısız laboratuvar testlerinde fiziksel açıdan hiçbir olumsuzluğa rastlanılmaz. En son psikiyatrik bir konsültasyon için Dr. Perry’e gönderilir. Doktor, birçok tanı ve testleri inceler. Kızın odasına gittiğinde gerçeklerin bazı detaylarda olduğunu görür. “Laura’nın yirmi bir yaşındaki annesi Virginia, çocuğundan beş adım kadar uzakta televizyon izliyordu. Anne ve kızı arasında etkileşim yoktu. Ufacık kaşık kadar kalmış olan Laura iri gözlerini bir tabak yemeğe dikmiş sessizce oturuyordu. Ayrıca midesine besin pompalayan bir beslenme tüpü vardı.” [1]

Doktor, çok geçmeden Laura’nın besine değil tensel açlığa muhtaç olduğunu anlamıştı. Babası kızını terk ettiği halde annesi terk etmemişti. Çocuğunun her türlü bakımını ve diğer ihtiyaçlarını annesi karşılamış olmasına rağmen ortada önemli bir sorun vardı. Virginia, kızına hiç dokunmuyor, öpmüyor, koklamıyordu. Virginia’nın annesi uyuşturucu bağımlısıydı. Babasını hiç görmemişti. Çocuk yuvalarında, koruyucu ailenin yanında büyüdüğünden yeterince sevgi görmemişti.

 

Çocuklarımızın şeklini veren ilk ressam ebeveynlerdir. İlgisizlik ve şiddet fırçası ile sevgi ve merhamet fırçasının oluşturacağı tablo birbirinden oldukça farklıdır. “Akıl sağlığı uzmanları insanlara senelerce sosyal destek olmadan psikolojik açıdan sağlıklı olabileceklerini, ‘siz kendinizi sevmezseniz, kimse sizi sevmez’ fikrini öğretmiştir. Kadınların erkeklere, erkeklerin de kadınlara ihtiyaçları olmadığı söylenmiştir. İlişkileri olmayan kişilerin çok ilişkisi olan kişiler kadar sağlıklı olduğuna inanılmıştır. Bu görüşler insan türünün en temel biyolojisine ters düşüyor: Bizler memeli hayvanlarız, o yüzden de derinden ilişkili ve birbirine bağlı insan teması olmadan hiçbirimiz hayatta kalamazdık. İşin gerçeği, sevilmiş olmadan ve sevilmeden kendinizi sevemezsiniz. Sevme kapasitesi tek başına inşa edilemez.”[2]

 

Asıl problemin ne olduğunu gören Dr. Perry, Mama P. İsimli bir kadınla Virginia’yı tanıştırır. Virginia anneliği o güçlü,  neşeli ve sıcakkanlı kadından öğrenir. Bir süre devam eden tedaviden sonra Laura iyileşir.

 

Dr. Perry, hastaneye gittiğinizde “neyin var” deyip hemen elinize ilacı tutuşturan doktorlardan değil. Travmaya müdahalede oldukça başarılı. Ekibiyle birlikte adeta bir dedektif gibi en ince ayrıntısına kadar çalışarak çocuğun yaşamış olduğu problemi gün yüzüne çıkarabiliyor. Çocuğun ailesini, okuldaki arkadaşlarını ya da kimlerle temas kurmuşsa onları bulup konuştuktan sonra tedaviyi uygulamaya çalışan birisi. “Belki ben onlara yaşadıklarını unutturmam ama ileriki hayatları için onlara yardım edebilirim” diyor.

 

Toplumda bazı doğru bilinenlerin yanlış; yanlış bilinenlerin doğru olduğu gerçeğini kitabı okuyunca daha iyi anlayabiliyorsunuz. “Çocuk sağlığı uygulamalarımızın büyük bir kısmının çocuklara zarar verdiğini biliyorum. Örneğin, California’da bulunan üç ile beş yaş arası çocuklara hizmet veren büyük merkezde, personelin çocuklara dokunmasına izin verilmediğini biliyorum. Çocuklar onlara sarılmak veya kucağa alınmak istediklerinde, yetişkinlerin onları itmesi gerekiyor. Bu çocukları cinsel avcılardan korumak gibi iyi görünen bir fikrin nasıl ciddi ve olumsuz sonuçlara yol açabileceğinin klasik bir örneği. Çocukların sağlıklı dokunuşlara ihtiyacı vardır. Gördüğümüz gibi bebekler dokunulmadıklarında resmen ölebiliyorlar. Dokunulmak biyolojimizin bir parçası.”[3]

“İnsanlığın tüm evrimsel geçmişi boyunca yalnız bırakılan ve yetişkinlerinin gözünün önünde olmayan bir insan bebeği, kesine yakın bir ölümle karşılaşırdı. Uyuması için yalnız bırakılan bebeklerin bunu tedirgin edici bulması hiç şaşırtıcı değildir.”[4]

Küçücük bebekleri bile “Sakın kucağına alıp alıştırma, tek başına uyumazsa özgüveni gelişmez. Yüzüne karşı övme, öpme, sarılma şımarır.” gibi ipe sapa gelmez sözlerle büyüdük. Oysa çocuklara dokunmak, sarılmak, öpmek ve onları takdir etmek gerekir. Lakin dünyamız öyle bir yere gidiyor ki her gün duyulan çocuk istismarları yüzünden öğretmenler bile öğrencilerinin başını okşayamaz, onlara sarılamaz hâle gelmiş durumdalar. İstemediğimiz dokunuşlardan öylesine korkmuşuz ki istediğimiz dokunuşlardan bile uzaklaşmışız. Çocuklarımızın kimseyle temas kurmasına, oyun oynamasına, herhangi bir aktiviteye katılmasına izin vermiyoruz. Böyle davranarak güvenli bir duvar örmeye çalıştığımızı zannediyoruz. Oysa örülen, bir korku duvarından başka bir şey değil.

Yaşadığım illerin birinde araçla görevime giderken yol üzerinde bir kadının dört beş yaşlarındaki bir çocuğu elinden tutarak zorla bir yere doğru sürüklediğini görmüştüm. Çocuk, ağlayarak gitmemekte ısrar edince yanındaki kadın onu dövmeye başladı. Önce annesi zannettiğim için müdahale etmeden olanları takip etmeyi tercih ettim. Fakat kimsesiz çocukların kaldığı yetiştirme yurduna götürüldüğünü anlayınca hemen arabamı uygun bir yere çekerek oraya doğru koştum. Yuvadan içeri girdiğimde çocuk hâlâ ağlamaya devam ediyordu. Sesin geldiği tarafa yöneldim. Zavallı çocuk bir köşede içli içli burnunu çekerek ağlıyordu. Sinirden elim, ayağım titriyordu. Yetiştirme yurdunda çocukcağızı sürükleyerek getiren bakıcı kadını mutfakta görünce ağzıma geleni söyledim. Sonrasında kurum müdürü ile görüşmek üzere üst kata çıktım. Kendisine müfettiş olduğumu söyleyerek gördüğüm olayı anlattıktan sonra bu işin takipçisi olacağımı söyledim. Müdür bey, zarif bir insandı. Beni dikkatlice dinledikten sonra bu yaşanan olaydan haberi olmadığını, olsaydı kesinlikle müdahale edeceğinden bahsetti. Ayrıca duyarlılığımdan dolayı bana teşekkür etmeyi de ihmal etmedi. Söylemek istediğim bu çocuk niçin devletimizin bütün imkânlarının sunulduğu bir yuvaya gitmek istemez?

[1]a.g.e, s.124.

[2]a.g.e,  s.310

[3]a.g.e, s.312

[4]a.g.e, s.315

Exit mobile version