AİLEYİ TAHRİP EDEN EN BÜYÜK YIKICI DÜŞÜNCE: BİREYCİLİK (1)

Günümüzde “kollektivizm” olarak nitelenerek, ailenin bütünlüğünün korunmasına en tahripkâr hücumlara aracılık eden bir kavram mevcuttur: “BİREYCİLİK”.

Modernizm; hürriyet, eşitlik (müsavat), insan aklı, aydınlanma vb. genel, bütüncül ve makro ölçekli sloganlarla bireyleri ve toplumları yeniden şekillendirmeye çalıştı. Bu bağlamda, liberalizm, birey, bireycilik üzerinde yoğun tahşidatlar yapıldı. “BİREY”i merkezi konuma yerleştiren modernizm, sosyal ve bireysel hayatta daha önceleri yaygın bir şekilde mevcut olan geleneksel değerleri büyük ölçüde pasifize ve bloke ederek zayıflattı.

Modernizm kapsamında toplumsal yapının modern, seküler bireyci anlayışla yeniden tanımlanmasıyla, aile kurumu yerine bireylere biçilen yeni roller öne çıktı; aile ile alakalı yeni değerlendirmeler, tanımlamalar ve hükümler belirmeye başladı.

Bireyciliğin, modernleşme ve sekülerleşmeyle bütünlük içinde etkileri, sadece Batılı toplumlardaki aileleri etkilemekle sınırlı kalmadı; Batılı olmayan toplumlarda da ailenin yapısında köklü değişimlere ve tahribatlara sebep oldu. Bu değişimler neticesinden, ailenin yapısı esaslı bir şekilde etkilendi. Geleneksel aile yapısı ile uyumlu olmayan, başta eş cinsel evlilikler de dâhil olmak üzere farklı adlandırmalarla ifade edilen nikâh dışı gayr-i meşru birliktelikler aile kapsamına dâhil edildi. Bütün bu gelişmeler kapsamında evlenmeler azaldı, boşanmalar arttı, aile içi şiddet vakalarında ciddi artışlar meydana geldi.

Bu genel değerlendirmelerden sonra, iki hususa temas edeceğiz. Birincisi, Yahudiler-bireycilik-aile ilişkisi, ikincisi, bireyciliğin, aileye yönelik meydana getirdiği radikal etkilerin felsefi temelleri ve fiili etkileri.

Önce, kendisi California Eyalet Üniversitesi Long Beach’ten emekli psikoloji profesörü olan, evrim teorisi, çocuk gelişimi ve siyonizmle alakalı çok sayıda kapsamlı eserler veren Kevin MacDonald’ın “Eleştiri Kültürü” başlıklı hacimli kitabından esinlenerek Siyonist Yahudilerle bireycilik, grup dayanışması ve aile ilişkilerine temas edeceğiz. 

Siyonist Yahudiler dünya genelinde tüm insanları iki gruba ayırırlar. Bunlar: “YAHUDİ”ler ve “CENTİL”lerdir. Bu ayrımda Batılı toplumlara daha fazla vurgu yapılır.

Yahudi toplumunda sıkı bir “kollektivizm” ve “dayanışmacı” bir anlayış söz konusudur. Centil toplumların “BİREYCİ” olmaları, son derece “kolektivist” ve “grup odaklı” bir stratejiye sahip Yahudilik için arzu edilen tam ideal bir ortamdır.  

Bir başka ifadeyle Yahudiler, Centillerin “kollektivist” ve “dayanışmacı” bir anlayışa sahip olmalarını kesinlikle arzu etmezler.

Frankfurt Sosyal Araştırmalar Okulu, Centiller arasında radikal bireyselciliği savunurken, Yahudilikte “güçlü bir grup dayanışması ve bağlılığı”nı korumaktadırlar. 

Yahudiler; centil insanların, gruplar bünyesinde sıkı dayanışma sergileyen üyeleri olarak değil, bireyciliği benimseyen bireyler olarak görüldüğü; bu konularla alakalı entelektüel söylemlerin Yahudi kurumlar tarafından yazıldığı bireyci toplumlardan kendi lehlerine olacak şekilde faydalanmaktadırlar. 

Burada bireyciliğin centil toplumlarda radikal düzeyde mevcudiyeti Yahudiliğin selameti için lüzumlu hatta zorunlu görülmektedir.

Bireyci kültürler, bireylerin, aile de dâhil her türlü gruplara aidiyet ve bağlılıktan kopmaları eğilimindedir. Kolektivist toplumlardaki bireyler, genetik ilişkililiğe dayanan güçlü bir grup kimliği ve grup sınırları haricine çıkmama anlayışına sahiptirler.

Yahudi entelektüeller, etkisi büyük ölçüde grup içinde sergilenen sıkı dayanışma ve gruba bağlılıktan kaynaklanan, birbirine oldukça bağlı gruplar oluştururlar. Birbirlerine sıkı bir şekilde bağlılık sergileyen bireylerden teşekkül eden Yahudi gruplar, bireyci stratejilere karşı kıyasıya rekabet ederler. Bu aksiyoma ilişkin temel hakikat, ister ticari ittifaklar ve ticaret tekellerinde, ister entelektüel ve siyasi hareketlerde olsun, Yahudilik tarihi boyunca elde ettikleri başarının merkezinde yer almıştır.

Kendisi sıkı bir Siyonist Yahudi olan Erich Fromm’a göre, kolektivist gruplara olan üyeliklerine güvenmeden potansiyellerine ulaşan bireyci centiller, “PSİKOLOJİK SAĞLIKLILIĞIN” somut misallerini oluşturmaktadırlar. Centil toplumlardaki demokrasi içinde ilerleme; centil bireyin gerçek hürriyetinin, inisiyatifinin ve kendiliğindenliğinin artırılmasına bağlıdır.

Centiller arasındaki radikal bireycilik, Yahudiliğin “tutarlı bir grup olarak devam etmesi” için mükemmel bir reçetedir. 

Burada çok bariz bir “İRONİ” söz konusudur. Bu işin “İRONİ” (iki yüzlülük) tarafı, Fromm ve Frankfurt Okulu’nun diğer üyeleri, “son derece kolektivist bir yapıya sahip olan Yahudi grupla” güçlü bir şekilde özdeşleşirlerken, centil toplumun bütünü için “radikal bireyciliği” savunmalarıdır.

Liberal bireyci anlayış, “grup sadakati”nin ve “grup ayırd ediciliği”nin bozulmasına meyillidir. “Grup sadakati” ve “grup ayırd ediciliği” Yahudi topluluğunun hayatta kalması için zorunlu bir gereklilik niteliğindedir.

Yahudilikte, centil kolektivizmin bütün formları, sosyal ve bireysel patolojinin bir göstergesi olarak kınanmaktadır. 

Horkheimer’e göre, Yahudilerin gerçek düşmanı, “centil kollektivitenin her türü” ve özellikle de “milliyetçilik”tir. Horkheimer, “Yahudiliğin”, “Siyonizm’in” ve “İsrail milliyetçiliği”nin “kolektivist tabiatı”ndan hiç söz etmese de, çağdaş centil toplumun kolektivist eğilimlerini yersiz bulur. (Frankfurt Okuluna göre) centil toplumun reçetesi “radikal bireysellik”tir.

Buraya kadar yazdıklarımız Yahudilikle kollektivizm ve grup dayanışması, centil toplumlarla bireycilik arasındaki ilişkilere dair genel bilgilerdir. Bu ilişkilerin bir de aileyi çok yakından alakadar eden yönler mevcuttur.

Centil toplumlarda radikal düzeyde mevcut olan bireycilerin “aile içi ilişkilerde aile şeklinde teşekkül eden gruba bağlılık düzeyleri” çok düşüktür. Bireyci centil kişilerin aile sadakati sergilemeleri, aile içinde tam bir dayanışmanın mevcut olması Yahudilerce hiç arzu edilmez bir durumdur. 

Yahudilik, Batı’da evliliğin kontrolünün “aileden ve klandan bireylere geçmesi”nden yüzyıllar sonra bile, kendi toplumu açısından bireysel davranışların “aile ve grup çıkarları” gereğince “sosyal kontrolünün kolektivist mekanizmasını” vurgulamaya devam ettiler. Yahudilerin “grup mekanizmasına” vurgu yapmalarının aksine, “centil Batı kültürü” “kişisel çekimin” ve “hür rızanın” “bireyci mekanizmalarını” benzersiz bir şekilde vurgulamıştır.

Mobil sürümden çık