Fil Eti Yiyenler

Molla Câmî’nin Nefâhâtü’l-üns adlı kitabında zamanın büyük velîlerinden Ebû Abdullah el-Kalanisî’nin (k.s.) başından geçen şu hadise anlatılır:
“Bir deniz seyahatindeyken gemimiz şiddetli bir fırtınaya yakalandı. Gemidekiler korkuyla ağlaşıp kurtulmak için türlü adaklar adamaya başladılar. Bana da ısrarla bir şey adamamı söylediler. Dünyalığım olmadığını belirtsem de çok sıkıştırınca kalbime gelen bir ilhamla: ‘Allah’ım, eğer bu beladan kurtulursam asla fil eti yemeyeceğim’ diye adadım. Gemidekiler şaşırıp, ‘Hiç fil eti yenir mi?’ dediler.
Çok geçmeden gemimiz battı. Bir grupla beraber yüzerek ıssız bir sahile çıktık. Günlerce aç kaldıktan sonra aniden karşımıza bir fil yavrusu çıktı. Yanımdakiler hemen onu kesip yediler; zaruret halini öne sürerek bana da çok ısrar ettilerse de adağımı çiğnemeyip o etten yemedim, sadece kuru ekmekle yetindim.
Ziyafetten sonra herkes uykuya daldı. Az sonra yavrusunun kokusunu takip eden devasa bir fil çıkageldi. Yerdeki kemikleri kokladıktan sonra, uyuyan yolcuları tek tek koklamaya başladı. Ağzından ve nefesinden yavrusunun eti kokan herkesi ayakları altında ezerek helak etti. Sıra bana geldiğinde beni de defalarca kokladı. Ancak bende yavrusunun kokusundan bir eser bulamayınca bana zarar vermedi; aksine hortumuyla sırtına binmemi işaret etti.
Üzerine bindiğimde fil öyle süratle yol almaya başladı ki, normalde sekiz günlük mesafe olan insan yerleşiminin bulunduğu bereketli bir bölgeye beni bir günde ulaştırdı. Oradaki insanlar hadiseyi duyunca hayretler içinde kaldılar ve memleketime dönebilmem için bana her türlü azığı ve bineği sağladılar.”
Kıssadan şu dersleri çıkarabiliriz:
Fil Yavrusu “Müminin Şerefi ve Etidir”: İnsanların arkasından konuşmak, onların gıybetini etmek, tıpkı o savunmasız fil yavrusunun etini çiğ çiğ, iştahla yemeye benzer. Nefis, gıybet ederken tıpkı o haram eti yiyen yolcular gibi geçici ve habis bir lezzet alır.
Ağızdaki Koku Deşifre Olur: Kıssada ana filin suçluları ağız kokularından tanıması gibi, gıybet edenlerin ruhu da manevi alemde çok pis bir koku yayar. Mevlânâ der ki: “Ağzından gıybet kokusu gelen, ‘Ben gıybet etmedim’ dese de fayda vermez. Maneviyat sultanları o kokuyu hemen alır.” Nefis terbiyesi yapmayan insan, gıybet seliyle ağzını kirletmiştir.
İntikam Alan “Ana Fil” (Kul Hakkı ve İlahi Adalet): Yavrusu için dünyayı yıkan ana fil, gıybete uğrayan mazlumun arkasındaki İlahi Adaleti ve kul hakkını simgeler. Sen bir müminin gıybetini ederek onun etini yediğinde, onun asıl sahibi olan Allah, o kul hakkının hesabını sormak üzere manevi azap fillerini senin üzerine gönderir. Gıybet, ferdi ve toplumu helak eden gizli bir virüstür.
“Fil Eti Yemeyeceğim” Diyen Velî: Nefsini haram lezzetlerden alıkoyan mümin, işte bu et yemeyen yolcudur. O, her tarafı gıybet, dedikodu ve çirkinlik kaplamış bir toplumda ağzını ve kalbini temiz tutar.
Mevlânâ, bu kıssaya benzer bir kıssayı Mesnevî’sinde anlatır. Daha sonra da bu kıssadan alınması gereken dersi şöyle izah eder:
Ey gafil insan! Fil yavrusunu yiyen kişiler gibi sen de Allâh’ın kullarının etlerini yiyor, yani onları çekiştiriyorsun. Onların bulunmadıkları yerlerde hoşlanmayacakları vasıflarını söylüyor, günaha giriyorsun.
Ey insanlar! Aklınızı başınıza alın; sizin ağzınızı koklayan Allah’tır. Temiz olandan, doğru olandan başka, o muayeneden kim canını kurtarabilir?
Bizim ağzımızdaki iyi kokular da, kötü kokular da göklere yükselmektedir. Ağzındaki haram lokma kokusu, hileciyi rezil eder.
Ey gafil! Sen uyuyorsun; fakat, yediğin veya işlediğin bir haramın kokusu, şu gökyüzüne yükselir durur. Senin çirkin, kötü nefeslerinle birlikte o haram kokusu göklere yükselir. Gökyüzünde o kokuları kontrol etmekle vazifelendirilmiş olan meleklere kadar gider. Kibir kokusu, hırs kokusu, tama’ kokusu, şehvet kokusu, söz söylerken soğan kokusu gibi duyulur. Ağzı kokan kişi; “Ben, ne zaman soğan yemişim? Ben soğandan da sarımsaktan da titizlikle sakınırım.” diye yemin bile etse; O yemin ederken pis kokan nefesi, onun ayıbını meydana çıkarır ve yanında oturanların burunlarına vurur. Sonunda, o kötü kokular yüzünden, ettiği duâlar reddedilir ve gönlün yanlış adım attığını dili ortaya koyar.
Yazıklar olsun o kişiye ki, mezarda onun ağzını koklayacak olan ya Münker’dir veya Nekir! O büyük meleklerden ne ağız kokusunu, yani dünyada edilmiş gıybet kokusunu gizlemeye imkân vardır ne de bir ilâç bulup ağzı hoş bir hâle getirmeye zaman vardır. Orada günahkârın gizlenmek için hile yapması ve aklın-fikrin de hile yoluna sapması mümkün değildir.”

 Mevlanâ, Mesnevî, (İstanbul: İnkılap ve Aka, 1983) 3/13, 15.

Exit mobile version