HER ŞEYİ TAŞIMAK ZORUNDA MIYIZ?

Bazı insanlar hayatı sadece yaşamaz; taşır.

Kendi yüklerini, ailesinin yüklerini, arkadaşlarının dertlerini, iş yerindeki sorumlulukları, söylenemeyen sözleri, kırılmasın diye susulan insanları…

Sonra bir gün neden bu kadar yorulduklarını anlamaya çalışırlar.

Özellikle bazı kadınlar vardır…

Güçlüdürler.

En azından herkes onları öyle bilir.

Bir sorun olduğunda ilk onların telefonu çalar. Evde bir şey olduğunda onlar düşünür. İş yerinde bir kriz çıktığında onlar çözüm bulur. Ailenin derdini dinler, arkadaşının gözyaşını siler, çocuğuna yetişir, işine yetişir, hayatın içindeki binlerce ayrıntıyı unutmamaya çalışırlar.

Ve çoğu zaman kimse onlara dönüp şu soruyu sormaz:

“Sen nasılsın?”

Çünkü güçlü kadınların hep iyi olduğu düşünülür.

Onlar ağlasa da toparlanır.

Kırılsa da devam eder.

Yorulsa da yetişir.

Üzüntüsünü içine atar, gözyaşını siler ve ertesi gün yine herkesin karşısına güçlü bir şekilde çıkar.

Ama güçlü olmak, yorulmamak değildir.

Güçlü olmak, her şeyi tek başına yapmak hiç değildir.

Belki de kadınlara yıllardır öğretilen en büyük yanılgılardan biri budur: Her şeyi yapabilmelisin.

Hem başarılı olmalısın hem iyi bir anne, iyi bir evlat, iyi bir eş, iyi bir arkadaş…

İşinde güçlü, evinde ilgili, çevrende anlayışlı olmalısın.

Kimseyi kırmamalı, kimseyi üzmemeli, herkese yetişmelisin.

Ve bütün bunları yaparken de şikâyet etmemelisin.

Çünkü sen güçlüsün…

İşte bazen insanı en çok yoran da bu cümledir.

“Sen güçlüsün, halledersin.”

Evet, belki hallederiz.

Ama her şeyi halletmek zorunda mıyız?

Her yaranın merhemi, her sorunun çözümü, herkesin sığınağı olmak zorunda mıyız?

Bizi yoran her zaman hayatın ağırlığı değildir.

Bazen bizi asıl yoran, bize ait olmayan yükleri de omuzlamaktır.

Psikolojik olarak da insanın sürekli sorumluluk üstlenmesi bir süre sonra görünmeyen bir tükenmişliğe dönüşebilir. Çünkü kişi yalnızca kendi hayatından değil, çevresindeki insanların duygularından ve sorunlarından da kendini sorumlu hissetmeye başlar.

Birinin mutsuzluğu onu üzer.

Birinin sorunu çözülmeden rahat edemez.

Birine “hayır” dediğinde suçluluk duyar.

Yardım istemeyi zayıflık sanır.

Ve zamanla kendi ihtiyaçlarını hep listenin en sonuna bırakır.

Oysa sınır koymak sevgisizlik değildir.

“Hayır” demek bencillik değildir.

Yardım istemek güçsüzlük değildir.

Ve en önemlisi, her şeyi tek başına yapmak zorunda değilsin.

Virginia Woolf, Kendine Ait Bir Oda’da kadının kendine ait bir alanının ve özgürlüğünün önemini anlatırken aslında bugün hâlâ üzerinde düşünmemiz gereken bir kapı aralar. Kadının sadece başkalarına ait rollerle değil, kendi varlığıyla da var olabilmesi gerekir.

Belki de güçlü kadın olmanın yeni tanımını değiştirmeliyiz.

Güçlü kadın;

Her şeye yetişen kadın değildir.

Herkesi mutlu eden kadın değildir.

Hiç ağlamayan, hiç kırılmayan kadın hiç değildir.

Güçlü kadın, gerektiğinde durabilen kadındır.

Yorulduğunu kabul edebilen…

“Ben bunu yapmak istemiyorum” diyebilen…

“Bu benim sorumluluğum değil” diyebilen…

Ve en önemlisi, kendisini de başkaları kadar önemseyebilen kadındır.

Belki de bazı yükler omuzlarımızda, onları taşıyacak kadar güçlü olduğumuz için değil; bırakmayı henüz öğrenemediğimiz için duruyordur.

Bu yüzden bugün kendimize bir soru soralım:

Taşıdığım her şey gerçekten benim mi?

Belki bazı yükler bize ait değildir.

Belki bazı sorumluluklar bizim omuzlarımızda olmak zorunda değildir.

Belki bazı insanları kurtarmak bizim görevimiz değildir.

Ve belki de güçlü olmak, her şeyi taşımaya devam etmek değil…

Bir gün durup, sana ait olmayan yükü fark etmek ve onu usulca yere bırakabilmektir.

Çünkü insan, her şeyi tek başına taşıdığında güçlü olmaz.

Bazen en büyük güç, “Artık bunu taşımak istemiyorum” diyebilmektir.

Exit mobile version