İyileşmek, yaşadığın tüm acılarla ve mutluluklarla birlikte bir bütün olduğunu kabullenebilmektir. Psikoloji bize şunu söyler: İnsan zihni yaşananları silerek değil, anlamlandırarak iyileşir. Bastırılan her duygu bir yerde yolunu arar; bedende, ilişkilerde, tekrarlayan hayat döngülerinde… Bu yüzden gerçek iyileşme, “unutmak” değil, hatırlayabilmek ama artık aynı yerden acımamaktır.
Yeni bir yıla girerken çoğumuz kendimize sözler veririz. Daha mutlu olacağız, daha güçlü olacağız, daha az üzüleceğiz. Oysa insan zihni emirle çalışmaz. Duygular talimat almaz. İyileşme süreci; hedef koymaktan çok, farkındalık geliştirmeyi gerektirir. “Ben ne hissettim?”, “Bu his bana ne anlatıyor?” sorularını cesaretle sorabilmeyi…
Travma psikolojisi bize şunu öğretir: Zorlayıcı yaşantılar insanın sadece anılarını değil, benlik algısını da etkiler. Kişi çoğu zaman acıyı değil, acının kendisi hakkında yarattığı inancı taşır. “Ben yetersizim”, “Ben güvende değilim”, “Ben sevilmeye değmem” gibi. İyileşmek, yaşanan olaydan çok bu içsel anlatıyı dönüştürebilmektir. Olanı inkâr etmeden, ama onun bizi tanımlamasına da izin vermeden.
Psikolojik açıdan iyileşme doğrusal bir süreç değildir. Bazen çok yol aldığını düşünürken küçük bir tetikleyiciyle eski bir duygu yeniden canlanabilir. Bu bir geri gidiş değil; zihnin “Henüz görülmemiş bir parça var” deme şeklidir. Kendimize bu noktada şefkat gösterebilmek, iyileşmenin en temel basamağıdır. Çünkü kendine sert davranan bir zihin, güvenli bir iyileşme alanı yaratamaz.
Yeni yıl, bu yüzden kendimize daha “gerçek” hedefler koymak için bir fırsat olabilir. Her şeyi kontrol etmek değil; kontrol edemediklerimizle ilişkimizi düzenlemek. Hep mutlu olmak değil; mutsuzken de kendimizi terk etmemek. Güçlü görünmek değil; kırılganlığımıza alan açmak. Psikolojik sağlamlık, duygusuzluk değil; duygularla baş edebilme kapasitesidir.
İyileşmek bazen bir ilişkiyi geride bırakmaktır, bazen de kendinle kurduğun sert dili. Bazen affetmek değildir; sınır çizebilmektir. Bazen cevap bulmak değil; soruyla yaşayabilmektir. Zihin, her şeyin hemen çözülmesini ister; ama ruh, zamana ihtiyaç duyar. Yeni yıl belki de bu zamana saygı duymayı öğrenme yılı olabilir.
Şunu hatırlamak gerekir: İyileşmiş bir insan, hiç yara almamış biri değildir. İyileşmiş insan, yarasının farkında olan, onu yönetebilen ve hayatını onun etrafında değil; onunla kurabilen kişidir. Acı, kimliğimiz olmak zorunda değildir ama hikâyemizin bir parçası olabilir.
İyileşmek bir varış noktası değil, bir ilişki biçimidir. Kendinle kurduğun ilişkinin daha anlayışlı, daha sabırlı ve daha dürüst hâlidir. Yeni yıl, bu ilişkiyi onarmak için yeterince iyi bir başlangıçtır. Yeni yıl, mucize vaat etmez. Ama bir ihtimali fısıldar: Daha şefkatli bir iç ses, daha gerçekçi beklentiler, daha az kendini hırpalama… İyileşmiş olmak değil belki hedef; iyileşmeye niyet etmek yeterlidir. Küçük adımlarla, yavaşça, kendimizi geride bırakmadan.
Bu yıl kendimize şunu soralım: “Benden ne eksik?” yerine, “Ben bu hâlimle de yeterli miyim?” Belki cevap hemen gelmez. Ama soru doğruysa, yol mutlaka açılır.
Yeni yıl; daha az mükemmel, daha çok gerçek olabildiğimiz, acılarımızı inkâr etmeden mutluluklara alan açabildiğimiz bir yıl olsun. Çünkü iyileşmek, eksilmek değil; parçaların yerini bulmasıdır.
Ve umut, tam da burada başlar.

























Bir cumle cok nokta atisi olmus, beni cok etkiledi Esra Hanim” Hep mutlu olmak değil; mutsuzken de kendimizi terk etmemek. Güçlü görünmek değil; kırılganlığımıza alan açmak. Psikolojik sağlamlık, duygusuzluk değil; duygularla baş edebilme kapasitesidir. mutsuz oldugumuz anlarda ilk kendimize sirt doneriz cok dogru.. Cok basarili buldum yazinizi. Okuyucunuz bol olsun. Gonlunuze saglik🙏